Tatildeyim, dönüş tarihi: 20 Eylül 2010 Pazartesi

Bana bir masal anlat baba...

, , , 24 Ocak 2008 Perşembe 5 yorum

Bana bir masal anlat baba,
icinde bütün oyunlarim,
kurt'la kuzu olsun seker'le bal.

Baba bir masla anlat bana,
icinde deniz ve baliklar yagmur'la kar olsun,
günes'le ay.

Anlatirken tut elimi uykuya dalip gitsem bile birakip gitme sakin beni (2x)

Bana bir masal anlat baba icinde tüm sevdiklerim,
icinde istanbul olsun.
Bana bir masal anlat baba icinde bütün oyunlarim,
kurt'la kuzu olsun,
seker'le bal.

Baba bir masal anlat bana icinde denizle balıklar yağmurla kar olsun,
güneşle ay.


Bu kadar huzur verici başka bir şarkı var mı diye düşünüyorum şu gece yarısı..
Belki 1, belki ikiye gidiyordum süper baba dizisi varken hatırlarım az çok fiko'yu kızını,.. Ama şarkısı çok etkileyici.. Sırf müziği dahi sizi alıp götürüyor derinlere geçmişinize, hatırlamak isteyipte hiç düşünmek istemediğiniz o anlara...



Telefon Sorunu

, , , 22 Ocak 2008 Salı 3 yorum

İki-üç gün önce evimize telefon bağlatırken yaşadığım sorunu anlatmak istedim.

Türk Telekom'a gidip tel bağlatma isteğimi yaptım, numaramda belli oldu, dediler bikaç güne yetkili gelip bağlar gider, bekle bekle bekle 6-7 gün içinde ancak gelebildi beyefendiler her neyse tel bağlandı sabah, öğlene doğru hattınız açılır güle güle kullanın dediler eyvallah dedik, ertesi günde hattımız açıldı ama garip bir şekilde..

Kullandığımız bize bağlanan numara başka birine aitti (: Aynı gün içerisinde Ttnet'ten de telefon aldık, meğer telefon hattının asıl sahibi hemen adsl için ttnet'e başvurmuş, internet için öyle garip bir durum, deli olduk kafayı yedik ama netimiz ve telefonumuz bağlanınca rahatladık sanki hiçbir çile çekmemiş gibi huzurluyuz şimdi (:



“Vakit tamam, şimdi seni terk ediyorum”

, , , 18 Ocak 2008 Cuma 10 yorum

“Vakit tamam, şimdi seni terk ediyorum”

Bir başka ilişkiye,bir başka dünyaya başlamak için salıverdik birbirimizi.Her ikimizin de buna ihtiyacı vardı belki.Yalan hayat yıkmıştı yıkılmaz gözüken birlikteliği, yıkmıştı sana yasaklayıp ayrılmamız için yaptığın yasakları.Çözülmüştü aramızdaki bağ,belki de hiç bağlanmamıştık!Suçlamalar!Elbette olacaktı, ama özeleştiri yapmadık ki biz.Ama her şeyin bi sonu vardı bunun da oldu tabi, başta ne kadar her ikimizde kabullemesekte.İlişkimizin de olduğu gibi bitti..Belki ben çok saf bakıyordum her şeye, her olaya.. Dedim ya tecrübesizdim. Ama inanmıştım işte. Yine inanmıştım.Niye inanmayacaktım ki Karşımda duran her şeyiyle gelmişti benim olmaya, ama geçici bir duyguymuş aşk bunu anlattın bana.Zaten bitecekti.Olsun erken bitmişse n’olur.Bitmişti işte artık.Kalp kırmaya ne gerekti? Kimbilir böyle böyle kaç kişiyi beraber atacağız hayatımızdan.Yine elde sonradan düşününce “güzeldi eğlenmiştik!” deyip iç geçirilicek zamanlar kalmıştı uzun uzun.Düşünebilirdi insan, duygulanıp ağlayabilirdi .Zaman geçer, geçtikçe biter her derdi? Kim düşünürdü sahte dünyanın sahte yüzlerini.Bir yabancı gibi mi hitap etmek gerekirdi bir eski sevgiliye,biriciğimiz dediğimize? Atmak mı lazımdı onu tamamen. Oysa ki ayrılık da paylaşılamaz mıydı.? Ama sen aşkı bilmiyordun ki..?

“Vakit tamam, şimdi seni terk ediyorum” !Evet bugün ben de gidiyorum o çok sevdiğim sarı sonbaharda yıktığın umutlarımı unutarak.. Kabul ettim ayrılığı, yalnız kal istemiyorum demeni.. Hazmediyorum artık. Terkedilişin huzurunu hissediyorum belki de.. Önümde ışık dolu yeni bi yol. Bu da öyle kısa mı bilemem. Beni çağırıyor. Hoşuma da gidiyor. O yola yürümek istiyorum.”evet artık devam et, ilgilendirmiyor beni” mi dersin yoksa içinden bu sıralar kopan bir şeyler mi olur bunu bilemiyorum, aslında tahmin edebiliyorum. Hani sıra sıra seviyorduk ya birbirimizi şimdi sıra sende.. Çünkü seni çok iyi tanımıyorum. Geçirdiğimiz vakitlerin içinde her şeyimiz var. Bize ait her şey. Çünkü artık biz yokuz. Bu içi boş bi kelime bana hissettirdiği mi sadece "sadece hiçbirşey"! Sen yolcusun uzun zamandır. Ben daha yola yeni çıktım. Şans dile bana..(içinden ama…) Şunu da ekliyim şansa benim değil senin ihtiyacın var, çünkü sen ben olmadan ayakta duramazsın bunu sen de gayet iyi biliyorsun!

"Hoşçakal!"

Alparslan Pehlivan



Şimdi Başlıyor

, , 15 Ocak 2008 Salı 3 yorum

Şimdi Başlıyor..

Uzun bir süredir toparlanma içerisindeydim, artık kendime geldim diyebilirim. Hayatın karışıklığı, çabuk ve yanlış alınan kararlar bir anda tüm hayatımı bitirmek üzereydi, ama neyseki Allah'a şükür şuan iyi durumdayım. Çok şey kaybettim bu zarfta en önemlisi okulda boş yere 1 sene kaybetmiş olmam hem de hiç yoktan sebeplere..Kazançlarım mı dostlarım, yeni bilgiler, yeni tecrübeler,yepyeni bir
Alparslan Pehlivan.

Öncelikle neti uzun bir süreliğine bırakma kararı almıştım bunu da uyguladım diyebilirim, nasıl olsa kendimi bir çok sitede seo, pagerank ve sandbox konularında uzmanlaşmış bir şekilde kanıtladığımı düşünüyorum, bunu da tüm webmasterların kabul ettirdim. Hiç olmaz denen blogspot sitelerimle aylardır zirvedeyim, forum sitem bir anda çıkış yaptı ayrıca tasarımı da gelişti ve bunun gibi bir çok gelişme..Şimdi bensiz yesinler birbirlerini, aa birşey daha öğrendim yardım ediceğin insanı seçmeyi, çünkü insanlar iyi niyetle yapılmak istenen yardım konusunu çok iyi suistimal ediyor, özellikle bizim insanımız Türkler. O yüzden genelde yabancı sitelerde takılıyorum, beni bilen insanlar zaten farkederler google'dan Kaiser_Dealxa yazdıklarında..

Aşk'a gelince.. Bu cümleyi yazarken birden kalbim ağrıdı, sanırım o bile yorulmuş bu konudan ki tepkisini belli ediyor.. Sevgili olarak eşi bulunmaz insanlar tanıdığımı düşünüyorum; sevim'den tut özgül'e kadar.. Şuan kimse yok, ama ben istedim diye! Ne zaman mı olur, önümüz bahar ve ben çok severim nisan ayını..

Aile durumuna hiç girmeyelim ben bile bazen kendime inanamıyor ve çok garipsiyorum durumumu..

Alparslan Pehlivan yakında başta eğitim olmak üzere çok büyük başarılarla geri dönecek, ayarlayın saatlerinizi 13 Ocak 2008'te büyük ingilizce finali var, o sınavdan en az AB alarak bitireceğim bu dönemlik eğitim hayatını!


Benim İçin Şimdi Başlıyor Hayat..!



Tecrübe

, , 12 Ocak 2008 Cumartesi 7 yorum

Geçen akşam yolda yürüyordum nereden geliyordum tam hatırlamıyorum kulağımda kulaklık yine aklımda 1001 düşünce ve olay..

İpodda barış manço'nun
alla beni pulla beni şarkısı çalmaya başladığında bizim sokağın köşesine yaklaşmıştım, sessiz ve karanlık.. O kadar romantik gelmişti ki şarkı özellikle şu bölümü,


Rüzgar olup ince beline sarılayım yar
Çimen olup ayağına serileyim yar
Sürme olup gözlerine sürüleyim yar
Canım iste canım bile sana kurban yar


Düşündüm hiç biri için bu sözler aklıma geldi mi diye yanıtım olumsuzdu ama ben değil miydim eski sevgilisi için hayatını feda edecek.? Demek ki hayatta tecrübe edilecek daha çok şey var..



Merhaba Aşk, Alparslan Geldi...

, , 10 Ocak 2008 Perşembe 1 yorum

Merhaba, Yine Ben Aşk!

Hani en son geldiğimde senden çok şey götüren, sende çok derin yaralar bırakan, ama o yüce olgunluğumdan sana aşılayan ben geldim. Kovma beni! Bana sahip çık, gerçi hoş ne yaparsan yap ben yine de senin ruhuna bürüneceğim, senin yüreğinle besleneceğim. Ne yapayım elimde değil ben de tanrı kulu sayılırım. Yaratılışımdan ötürü bunu yapmak zorundayım. Yaşamam için güzel ve görkemli görünüp tatlı duygular aşılamam için senin yüreğini tatmam gerek. Yoksa AŞK diye bir varlık artık yok olur, yok olmamam lazım.

Bahar gibi güzelim, bahar gibi tazeyim her gelişimde. Bu yüzdendir gelmek için hep baharı, gitmek için Kasım`ı seçişim. Sen beni doyurdun, başka kalplere uğramam, başka ruhlara bürünmem lazım, İŞTE BU YÜZDENDİR GİDİŞİM! Ama gidişime üzülme! Çünkü aslında ben giderken sana çok miras bırakıyorum. Sana yüce olgunluğumdan bırakıyorum. Olgunluk nedir? diye sorma sakın. Çünkü bir insan olgun oldukça öğrenir yaşamayı elindekilere değer vermeyi! Umud etmeyi öğrenir insan olgunlaştıkça. Ve aşka değer vermeyi!

Unutma gitmeyi ben seçmedim! Beni yıpratan GİDİŞİMİ HAZIRLAYAN SEN OLDUN HER SEFERİNDE. Benim değerimi bilmedin, bana kötü davrandın. İşte bu çark bu yüzden böyle dönmeye başladı. Benim diriliğimi yitirmemem için hep güzel büyülü kalabilmem için bana nazik davranman gerekiyor, incitmemen, beni zehirlememen gerekiyor. Yoksa diğer insanlara nasıl aşılarım kendimi? Nasıl paha biçilmez anlar yaşatırım? Yoksa bana aşıladığın zehirden aşılarım ben de diğer insanlara. Benim saf kalmam gerekiyor.

Bu kez sana sevmeyi öğreteceğim yani umarım bunu başarabileceğim. Eğer bu kez de beni incitir, zehirlersen, tekrar gitmem gerekecek. Ve bu gelgitlerim senin değer vermeyi öğrendiğin an`a dek devam edecek. Yorma beni kendini de! Çünkü ben bilmiyormuyum her gidişimde bıraktığım yaranın daha da derinleşip kapanmayacak, yok olmayacak izler bıraktığını? Bana inancını yitirmeye başladığını?

Unutma sen bana ulaşamazsın ancak ben gelip seni bulurum bir o kadar da firariyim ben! Bu yüzden de pes etme bana inancını yitirme. Sen istediğin ve bana nasıl davranman gerektiğini bildiğin sürece de SADIK BİRİYİM BEN, SENİ ASLA YALNIZ BIRAKIR MIYIM ((=....



Hatırlıyor musun kim olduğunu

, 09 Ocak 2008 Çarşamba 3 yorum

Hatırlıyor musun kim olduğunu?
Hâlâ hissedebiliyor musun?
Ne zamandır farkında mısın yokluğunun?
Arasan bulur musun kaybolduğun yerleri?

Gündüzün geçtiğini farketmedin bile
Anılar sinemasından bir bilet almışsın bu gece
Ömrün küsmek ve pişmanlıkla geçip gidiyor
Hâlâ aynı soruyu soruyorsun kendine ..

Bazen kendi gölgene basar sendelersin ıssız sokaklarda
Bir karayel eser, üşütür, yalnızlığını yüzüne vurur
Çıkar gelir pişmanlıklar en zayıf anında
Boğazında yıllanır bir düğüm,

Umurunda mı Zamanın Senin Küskünlüğün?

İçin öyle sıkılır kimse bilmez neyin var, sen bile ..
Olup bitenleri seyredersin öylece
Yalnızsındır kabalıklar içinde kim daha iyi bilir ki
Bir ses vardır çözer herşeyi yasaktır duyamazsın ..

Bazen kendi gölgene basar sendelersin ıssız sokaklarda
Bir karayel eser, üşütür, yalnızlığını yüzüne vurur
Çıkar gelir pişmanlıklar en zayıf anında
Boğazında yıllanır bir düğüm


Ben seni unuttum sen beni asla unutamaycaksın..!



Aldattığın Ben Değildim Ki

, , 08 Ocak 2008 Salı 5 yorum

Aldattığın Ben Değildim Ki

Bunlar doğru değil diye bağırmak, hatta karşısındaki adamı parçalamak istedi, hem de tek tek her zerresine ayırarak..olmazdı ama yapamazdı ki... Salon etrafında döndü, döndü, döndü... Başka biri vardı demek, bunca yıllık emek başka tenin çekiciliğine kurban edilmişti demek... Ya benim sevgim, ya benim aldanmışlığım... Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm yaşanmışlığı...

Hiçbirşey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti. Afallamıştı, şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek geliyordu içinden ama bir yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun... Orda olmak istedi, o kadar uzakta, olamadı... Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da... Kalktı yatağına gitti, hiçbirşey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak geldi içinden ama yine kendini tuttu. Gitti kanepeye uzandı, yumdu gözlerini, uyumak istedi, uyanınca herşey bir rüyaymış çok şükür demek istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi... Uyandı, herşey aynıydı. Sıkı sıkı yumdu gözlerini, tekrar açtı...Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok!

Yokoluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte... Sorunu olan kadınlar ilk iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün. Aniden fırladı bir yere yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti... Saçımı değiştir kes, boya... Yap birşeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu hüzün kaç saç bakımında silinir ki...Eve gitti alışık adımlarla.. Kapıya anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı temizleyecekmiş gibi...Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını umarak...Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik...

Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı. Kocası bir çeşit hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, birşeyler yapmalıydı. Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istemdışı bir mücadele miydi , anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını “hiçbirşey olmamış” a çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her sebzeyi... Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu! Elimdeki mutluluk gitti ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun... Unuttu tencereyi ocakta, salona gitti... Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı içi gibi... Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı...Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça daha büyük bir gayretle çalıştı. Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla defalarca...Camları ovaladı, p!
arlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara yaktı, uzattı ayaklarını.... Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi, daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme... Bizim mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde...Hep mutlu olacağız hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi kocaman ekranlı bir tane varken..Ama onu ikinci el eşya satan bir dükkandan alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına ... En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları... Hayvannn diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıy!
ordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,.. Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu...Hepsi dinlediler...Sonra sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu, uyumak... Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp ordan devam etmek istiyordu. Birileri birşeyler yapsa, uyutsalar onu...

Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler, içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi... Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü günler, aylar geçirdi. Ve birgün diğer kadından gelen mesajı gördü telefonda, sadece git dedi adama, haketmiyorsun hiçbirşeyi, git... Adam gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek bişeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense, gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini, ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek...Yattı, uyudu...

Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü. Meğer ne çok dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle farketti. Sanki kendi kendine bir evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı...Şaşırdıkça netleşti herşey...Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek. Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim bitti artık, ben bunları haketmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına geçti. Düzelecek herşey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık.... Balkona çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak kokusunu ciğerlerine çekti keyifle. Orta şekerli bir türk kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve yudumunu ağzında !
tuttu, kokusunu tadını hissetti, hissedebilmenin keyfini sürdü, aylar sonra...

15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı. Hakedemediği hayattan çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik...



Yalnızsın

, 03 Ocak 2008 Perşembe 1 yorum

Sen, belki de bu mektubu aslında sana yazdığımı hiç bilmeden okuyacaksın.

Ben, senin bunu okurken parmağınla yanağına dokunduğunu, gözlerini hafifce kıstığını görmeyeceğim.

Elimin uzanamadığı ellerine kelimelerimle sokulmaya çalışmamın, kırılgan harflerden kurulmuş görünmez bir köprüden sana doğru yürürken düşmekten böylesine korkmamın, sana tek bir bakışla anlatabileceğime inandığım ve bir çoğunun belki bir ismi bile olmayan bir çok duygunun her birine isimler bulmaya uğraşmamın beni nasıl yaralayıp yorduğunu bilmeyeceksin.

İlerde bir gün bana çok karmaşık ve anlaşılmaz gözükecek olsalar da şu anda bana ,kendime saplamak için elimde tuttuğum çelik bir bıçak gibi sade ve içmeye hazırlandığım zehirli bir su gibi berrak gözüken duygularımın, keskin ve yakıcı tadını onların üstünü örten sözcüklerin altından çıkarıp çıkarmamakta duyduğum kararsızlığı da herhalde sana hiç anlatamayacağım.

Halbuki bütün korkunçluğu sadeliğinde gizli olan duygularım o kadar açık ki.

Yorulduğumda, bıktığımda, yenilginin tam kıyısında durduğumu hissetiğimde, beni sadece seni düşünerek iyileştirebiliyorum.

Yalnızım.

Benim yalnızlığımı ve kendimi yalnız hissetmemin yalnızlıktan da kötü olduğunu anlayacak senden başka kimse yok.
Ve sen de yoksun.

Belkide hiç olmayacaksın.

Sözcüklerden oluşturmaya çalıştığım bir köprüden sana ulaşmaya çalışacağım.

Ve biliyor musun, sen bütün bunları okurken, ben yazdıklarımı şakacı gülüşlerimle reddeceğim.

Beni bir gün görürsen, gördüğünün bu satırları sana yazan ben olduğuma inanmayacaksın.

Duyduğum aşkı, özlemi ve bunları duymaktan duyduğum korkuyu güvenli bir duruşun ardına saklanacağım.

Yüzümde satırlarımdan bir iz aradığında, onlar orda oLmayacak.

Seni nasıl özlediğimi hiç işitmeyeceksin, sıradan bir 'Nasılsın' sözcüğü saklayacak o özleyişi.

Ama bütün bunlar, bu sahte kibir, bu şakacı gülüş, bu sıradan 'Nasılsın' sözü, bu güvenli duruş, içimdeki sesi dindirmeyecek.

Aralarında dolaştığım kalabalıklar içinde benim yanlızlığımı gören ve kendimi yanlız hissetmemin yanlızlıklardanda kötü olduğunu sezen bir tek sen varsın.

O kadar sade ki duygularım.

Kırılgan bir köprüden sana doğru yürüyorum.

Sana ulaşamazsam, sesim ve kelimelerim sana değmezse ve bir daha ellerini tutamassam, işte o zaman, korkarım sonsuz ve sensiz bir boşluğa yapayalnız düşeceğim.

Alparslan Pehlivan



Siz aslında hiç ama hiç aşık olmadınız

, 1 yorum

Teni yanık duygularımın, kör falcısıyım ben ..:

Her mutlu birlikteliğin o hazin sonundan haber veren sakat bir küre yerleşik yüreğimde ..:

Çırılçıplak soyamıyorum beni aşka ..:

Ya bu da hataysa diyen düşüncelerim beynimi gagalıyor ..:

Yalınaşk yürüyemiyorum, dikenler batışıyor kalbime ..:

Şimdiye dek aşkın uzaktan tanığı oldum hep ..:

Onu bu düşmanca duygularım yüzünden saf dışı bıraktım ..:

Ne kadar haklıyım, sormayın içim acıyor eştikçe ..:

Esmeyin üzerime daha fazla , elimde değil bu önyargılarım beynimin içinde zonkluyor ..:

Gidip aşkın en ücra kıyısında güneşlenesim var ..:

Ama yok işte, adımlarım kayıp ..:

Güvenimi teslim edebileceğim nitelikteki sen de ..:

Telkin etmeyin beni, beklemeye mecalim yok ..:

Tanımlasanıza ilk aşkınızı bana ..:

Göreceli olduğu söylenir hep ama bakıyorum da herkes aynı şekilde dibine vuruyor aşkın ..:

Hadi yanlışlarımın altını çizin ve kendimi bulayım harita sandıklarınızda ..:

Naftalin kokusunu duymak istemiyorum bu sefer ..:

Sahi siz kendi yaralarınızı sarabildiniz mi ve ne kadar soyabildiniz kendinizi aşka ..:

Hangi in’de saklanıyor dillerinize destan ettiğiniz ve bittiğinde de süründürdüğünüz aşklarınız ..:

Aşka methiyeleri kazıyan kalemleriniz duygularınızı yalanlıyor fark edebiliyorum evet ..:

Siz aslında hiç ama hiç aşık olmadınız ..:

( Tesadüf bu ya, Alparslan Pehlivan'da hiç aşık olmadı. )



Beşiktaş'ta

, , 02 Ocak 2008 Çarşamba 2 yorum

Beşiktaş İskelesi'nde ayrıldım seninle
İlk ve belki de son kez elini tuttum
Bir veda seramonisiydi aslında bu
Ama ben, bırakmak istemedim elini

Tokalaşır gibiyken parmaklarını avucumun içine aldım
Sıcacıktılar
Benim ellerim ise,
Haziran sıcağında buz kesmiştiler
Ve avucumun içinde yüreğime kadar sızan bir sıcaklık doğdu içime
İncecik parmaklarının ucundan oluk oluk birşeyler aktı
Daha önce çoktan boşalmış bir yer seninle dolmaya başladı
Yeniden..

İskelede sen motora bindikten sonra
Uzun zamandır hissetmediğim birşeyler gelmişti
Sen gitmiştin
Ama o, giden şeylere gitmemişti
Sen gitmiştin
Ama içime sızan sıcaklık sönmemişti
Sen gitmiştin
Ama ben gitmemiştim

İskeleden uzaklaşana kadar ardından bakmıştım
Sen dönmemiştin
Dönüp de bakmamıştın
Gözden kayboldun

Geçtiğin turnikenin önündeydim
Sen gitmiştin
Ben gitmemiştim
Ve dudağımda hala
Senin ikram ettiğin sigara
Son bir nefesle tüttürüyorum
Zaten ben de başladım tütmeye...



Sosyal Ağlar

Kaiser_Dealxa

"Seni düşünecek vaktim olsa inan senden nefret ederdim."
Casablanca

Son Konular

Gülün biraz

İlk yemeğe çıkışımızda cep telefonu çaldı. Elini çantasına attı. Kurcaladı, kurcaladı. Telefon uzun uzun çalmaya devam ediyordu. Bir türlü bulamadı. Sonra o güzel cümle döküldü dudaklarından: 'Evde mi bıraktım acaba?' İşte o an aradığım kız bu dedim.

Son yorumlar

Rastgele

Alexa

Rss Okuyucuları

Webmaster Arşivi